Futbol

Futbol ile ilk tanışmam; oğlumun Gençlerbirliği futbol okulu zamanlarında olmalı. Kırmızı karaların gönlümde yeri bu yüzden de başkadır. Yıllar sonra Tanıl Bora’nın Ankara Rüzgarı kitabını bir solukta okumam da belki bu nedenledir. Ankara kulubü olması ve okur yazarlık geleneği de çabası.
Sonrasında Galatasaray sempatizanı olarak Süper Lig maçlarını ev ahalisi olarak takip ettiğimiz yıllar. Passolig dönemi, İstanbul ve Ankara’da maçlara gidişler.
2010’lu yıllarda ise Premier lige kayış. Pochettino’lu Tottenham’ın keyif veren oyunu, Man United ve Liverpool hikayelerinin cazibesi. Sonra bir gün kendimi sadece Tottenham- Liverpool maçını seyretmek için Londra’ya giderken buldum. Tabi Tottenham’ı tutuyordum. İngiltere’ye girişte gümrük memuru ile iddiaya girmiş ve kazanmıştım. Tottenham 4-1 yenmişti. Tabi ki Liverpool’lu gümrük memurunu sonrasında göremedim.

İstanbul’daki UEFA Süper Kupa final maçı kaçmazdı elbette. 2019 yılındaki Liverpool-Chelsea finalini ilk defa bir kadın hakem yönetmişti. Fransız hakem Stephanie Frappart ve ekibinin maçın akışına olumsuz müdahalesi olmamıştı. Eşim ve oğlumla imzalı Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş formalarımızı giyip Londra’dan gelmiş Chelsea taraftarı ile Liverpool’lu taraflarların arasında yerimizi almıştık. Abraham bizim önümüzdeki kalede penaltıyı kaçırınca Liverpool süper kupayı evine götürdü.
Bugün ise uzamış haftasonlarında mümkün olduğunca on maçı da aynı heyecanla izlemeye çalışıyorum. Maç öncesi ve sonrası programları, Londra Merkez, İngiliz Anahtarı, Tardini büfe’yi takip ediyorum. Socrates dergi ekibi muhteşem işler çıkarıyor. Tanıl Bora’nın giderek daha da seyrelttiği futbol yazılarını yakalamaya çalışıyorum. Can Kozanoğlu bizi iyice ihmal etti. Futbolu psikolojisi, sosyolojisi, hikayesi, sahadaki oyunun taktikleri ile bir bütün olarak seviyorum. Gerçekten futbol asla sadece futbol değil!